SEVDA TEPESİ UÇURTMALARI

    Gözkapakları hafifçe kıpırdadı yaşlı adamın. Gözlerini açmak istedi ama, ağır gözkapakları izin vermedi. Kuruyan dudaklarını ıslatmaya bile gücü yoktu. Günlerdir bu hasta yatağında yatıyor olmanın verdiği acıyı hissetti sırtında. Parmaklarını hafifçe sıkarak, elindeki sıcaklığı algılamaya çalıştı. Gözkapaklarının izin verdiği kadar aralıktan, eşinin umutla parıldayan gözlerini gördü yanı başında. Elindeki sıcaklık, onun elleriydi. Kimbilir kaç gündür uykusuz ve umutla bekliyordu. Onun gülümseyen yüzü, sırtındaki acıyı azaltıyordu.

    Yüzünü hafifçe pencereye doğru çevirdi. Baharın sıcaklığı ve kokusu doluyordu içeriye. Pamuk yığını gibi bulutlarla kaplı gökyüzünde uçurtmaları fark etti. Uçurtmalar... Yıllar öncesi yaşanan anılara götürüverdi işte... Yine bir bahar günü, Sevda Tepesinde piknikteydiler. O gün pikniğe gitmemek için çok inat etmişti ama, babasının zorlaması ağır basmıştı. "İyi ki gitmişim" diye düşündü. Ellerinde uçurtmalar, bir grup genç kızın eğlencesine doğru yöneldi. Pırıldayan gözleri ve hafif rüzgârda uçuşan saçlarıyla, o kadar anlam kazanıyordu ki genç kızın melek yüzü... Tanışabilmek için bir yol aradı. Yanına yaklaştı, kızın parmaklarından gökyüzüne yükselen ipin ucundaki uçurtmayı işaret ederek "martı gibi" diyebildi sadece. Genç kız hafifçe gülümseyerek, "martılar özgür olur, bunun ipi benim elimde. Ancak izin verdiğim kadar gidebilir" dedi. Şaşırdı, kalakaldı... Böyle bir karşılık beklemiyordu. Sustu... "Adım Melek" dedi genç kız. Böylesi melek gibi yüze de bu isim yakışırdı diye düşündü. Eşiyle böyle tanışmışlardı. Sonrasında her fırsat bulduklarında, ellerinde uçurtmalarla Sevda Tepesine koştular. Çiçeklerin en güzelleri onlara eşlik etti. Martılar tüm özgürlüklerine karşın, uzaklara gitmek yerine, onların uçurtmalarla yaşadıkları mutluluğa ortak oldular. Rüzgâr genç kızın melek yüzünü çevreleyen saçlarını okşarken, uçurtmalarını da en yükseğe çıkardı. Sevdaları böyle büyüdü. Sonra çocuklarıyla, daha sonra da torunlarıyla hep bu mutluluğu yaşadılar Sevda Tepesinde yıllarca... İşte şimdi, belki de yaşamın son anlarında, yine pencereden gördüğü uçurtmalar vardı Sevda Tepesinde onları izleyen. Yine martılar yarışıyordu uçurtmalarla... Yine kır çiçekleri ile doluydu odası. Rüzgâr yine açık pencereden dolarak odasına, en güzel sevda şarkılarını fısıldıyordu kulaklarına... Ve yine melek yüzlü eşinin elleri avuçlarındaydı sımsıcak... Yine gözleri ışıl ışıl, gözlerinin içine bakıyordu sımsıcak. Günlerdir başucunda umutla beklerken döktüğü gözyaşlarından kızarmış gözlerinde, sevgi dolu ışıklar vardı.

    Yaşlı adam, işaret parmağını hafifçe kaldırıp uçurtmaları işaret etmeye çalışarak, hafifçe mırıldandı; "melek gibiler". Yaşlı kadının gözleri doldu. Titrek, kısık bir sesle "hani martı gibiydiler" dedi. Yaşlı adam konuşamadı ama, söylemek istediği cümleler beyninden çığlık gibi geçiyordu; "Uçurtmalara bakınca, seni ve sevgini yaşıyorum. Senin melek yüzün onların kanatlarına yansıyor. Uçurtmalar, martılar ve melekler sevgimizi hep yüceltti." Yaşlı kadın adeta bu çığlığı duymuşçasına, sevgiyle sarıldı yaşlı adamın ellerine. Gözlerinden düşen bir damla yaş, ellerinin birleştiği noktaya düştü hayat verircesine. Yaşlı adam kapadı gözlerini... Yüzünde uçurtmaların ve martıların gölgeleri uçuşuyordu.

 

 

Ana Sayfa
Reha BİLİR
Yazılar
Hakkında
Linkler
İletişim