"SONSUZLUĞU YAKALAYAN AN"


(Reha BİLİR’İN "Sonsuzluk" isimli Fotoğraf Sergisi Üzerine)


    An gelir ki; sonsuzluğu yakalarsın.
    Bir Japon masalı var. Ağına dev bir kaplumbağa yakalanan balıkçı, kaplumbağanın denizler padişahı olduğunu anlayınca, salıverir denize. Kaplumbağa bu iyiliğe karşılık onu, denizin altındaki sarayında misafir eder. Balıkçı birkaç saat sonra geri döner ve bir bakar ki, dışarıda hiçbir şey eskisi gibi değil. Aradan neredeyse yüz yıllar geçmiş. Tıpkı, “Ashab-ı Keyf’in” uykularından uyandıklarında asırlar geçtiği gibi. Üstüne bir de Einstein’ın görecelik teorisindeki “ikizler paradoksu” gelir.; ikizlerden birini ışık hızındaki uzay gemisiyle uzaya gönderirsiniz. On sene sonra geri dönünce, 30 yaşlarındaki astronotun ikizi olan kardeşinin torunları karşılar onu. Yerde tam seksen yıl geçmiştir. Bu örnekler; masallar ve efsanelerde, aynı zamanda modern biçimde zaman kavramının göreceliğini ortaya koyar. Ve an gelir ki; Reha Bilir deklanşöre basar ve sonsuzluğu yakalar.
    Tasavvuf kültürümüzde, Zen Budizm’de ve benzer öğretilerde en önemli hususlardan biridir bu “an” meselesi. Zaman denilen fenomen sonsuz anlardan oluşmakta. Kimine göreyse aslında sadece bir an var. Kutsal kitabımızda, Allah katında bir yılın, insanların elli yılına bedel olduğu söylenmektedir. Ve an gelir ki, Reha Bilir sonsuzluğun peşine düşer, fotoğrafın sanat olup olmadığı tartışılırken. Reha Bilir, aşkı tek nefese ve sonsuzluğu bir âna sığdırır. Bir arkadaşımın Reha Bilir’in çektiği inanılmaz kare – anlara bakarken söylediği sözler gelir aklıma; “Sanki reha Bey bu görüntüleri yakalarken, objektiften değil, gönül penceresinden bakmış, deklanşöre değil de, kalbine basmış gibi”. İşte, anı yakalamak bu olsa ve böyle olsa gerek. Her sene yüzlerce, binlerce profesyonel veya amatör fotoğrafçı ulu Mevlâna’nın “Şeb-i Arus” yıldönümlerinde, ilahi aşkı ve tanrıya kavuşmayı temsil eden sayısız görüntüleri ölümsüzleştirmeye çalışıyorlar. Oysaki kum seline serpilmiş birkaç altın tozundan başka bir şey yok ortada ve bu altınların çoğunu da Reha Bilir kapmış gibi. Bu benim zannım değil. Yoksa dünyanın dört bir yanında uzman ve sanatsever nice insan Reha Bilir sanatını konuşmazlardı.
    Reha Bilir’in sanatçı kişiliğini düşünürken hoş bir lâtife geldi aklıma. Yine sonsuz anlardan birini yakalamak için Reha Bilir çalıların arasına düşmüş. Bu olayı gören oğlu; “fotoğraf derdine bir gün öleceksin” demiş. Fotoğraf derdine kendini unutuverir. Islak zemine mi yatmaz, çamura mı saplanmaz? Gece gündüz, yağmur kar demeden, her anı bir değer bilir Reha Bilir. Sanatçının eserlerini daha öncesinden bilenler bana hak verir ki, Reha Bilir her sergisinde farklı bir aşama kaydediyor. Beyşehir balıkçılarını anlatırken, doğal çevre ile insan bütünlüğünü, emek ve tabiat güzelliğinin vahdetini, daha maddi olanı yakalamıştı. “Tek Nefeste Aşk” serisinde ise, Mevlâna felsefesini, iklimini, mistik havasını, bu aşk yerine yakışır bir biçimde dile getirmişti. Yine de tanıdık, bildik bir şeyler vardı bu karelerde, ustaca, bilgece, sanatça yakalanmış.
    Şimdi karşımda “Sonsuzluk” serisi ve düşünüyorum. Bunlar fotoğraf değil artık. Resimden çok, fotoğraftan fazla bir şeyler var burada. Deyim yerindeyse, “kendini aşmış” reha Bilir. Aşkın bir duruş, seziş, ifade gücü, şekillere, renklere, desenlere dönüşen mânâ var karşımızda. Tabii ki, sanatı sanat yapan o eşsiz plastik ve estetik değerlerin süzgecinde erimiş bir biçimde. Usta şairlerimizden birisi; “şiirde mânâ sudaki şeker gibi olmalı, tadını hissedip kendisini görmeyeceksin” demektedir. Sanatsal duruş denilen ifade bu demek aslında. Didaktik ve ritorik olmayan söylem.
    Bir başka bilgin de; “Aşka yeni bir pencere açmayan eser, tabuttan başka bir şey değil” demiş.
Reha Bilir’in son serisi, aşka, sonsuzluğa açılan pencerelerdir. Her pencereden sonsuzluğun farklı bir kesitini, ânını görüyoruz.
    Sözlerimi eskimeyen, eski bir Türk manisiyle bitirmek istiyorum;
Sel gelir, akar gider,
Dağı taşı yıkar gider,
Dünya bir penceredir,
Her gelen bakar gider.
Dünyaya, ötesine, Reha Bilir penceresinden iyi seyirler sevgili sanat dostları…


KONYA
Nisan 2007
Ressam – Mimar İlham ENVEROĞLU

Ana Sayfa
Reha BİLİR
Yazılar
Hakkında
Linkler
İletişim